Çarşamba, Aralık 08, 2010
İĞRENCIZ
Bir de nasıl hamile kalmış olmasına takmışlar. Yahu bu kadar mı ikiyüzlü bir toplumuz biz? Evet ikiyüzlüyüz de! Bu kadar kör gözün parmağına olunca gene tepemin tasının attırdılar.
Her gün magazin basınında evlenmeden doğuran, ya da hamile kalanları okumuyor muyuz bre allasızlar. Onlar yapınca çok şükür. Elin kızı yapınca yarabbi çok şükür. Bu toplum Bülent Ersoy'u yaratmış bağrına basmış ama sokak köşelerinde eşcinselleri avlayan iğrenç bir toplum.
ALLAH ALLAH

İnsanların hayatlarının 360 derece değişip ileriye doğru gitmesine şaşırıyorum şu sıralar. Kıskanıyor muyum acaba? Belki de!
Aynı şekilde 360 derece değişip kötüleşmesine ise şaşırmıyorum. Çünkü her şey bir anda yokuş aşağı gidebilir. Hayatın iyiye gitmesi benim için mucize ile eş anlamlı. Acaba hayata olumsuz bakıyor olmakla alakası olabilir mi?
Bilmiyorum ne şekilde bakıyor olmakla alakalı ama işte böyle bir sürü mucize dönüyor etrafımda ben de allah allah diyiyorum oturduğum yerden.
Salı, Aralık 07, 2010
.....
Hafta sonu uzun zamandır geçirdiğim hafta sonlarına göre epey haraketliydi. Cuma akşamı Av Mevisimi'ne giderek açılışı yaptım. Bence güzeldi. Öyle bık bık eleştirileri çok kıçınıza sallamayın derim. Bana ne uzun geldi ne sıkıcı. Filmden çıktıktan sonra da Nevizade'de toplanmış olan kuzenim ve iş arkadaşlarının yanına uğradım. Dün öğrendim ki! Hiçbir şey yemememe rağmen. Degüstasyon denen dandik mekan benim için 65 lira fiks menü parası almış organize eden kişiden. Dün başımdan aşağı kaynar su döküldü. Ulan dedim ben bir şey yemedim ki! Bana tabak bile konmadı ki! Ben gittiğimde yemeklerini yemişlerdi. Toplasan 30 dakika durdum zaten. Telefon ettim apti bir garson çıktı. Yarın mekanı basmaya gideceğim. Rezilliği görüyor musunuz? Gecedeki kişilerin demesine göre mekanın yemekleri boktanmış. Demem o ki! Gitmeyin gideni de uyarın burası dandik bir meyhane. Pisler acayip canımı sıktılar. Neyse!
(Çarşamba günü gittim ve 35 liramızı geri aldım. Yemeyenlerden masaya uğrasalar da 30 lira para alınıyormuş. )
Cumartesi sabahtan gümüş kursuma giderek yeni bir sayfaya başlamış oldum. Sultanahmet ile Cağaloğlu arası bir atölye. Şimdilik yeni her şey ileride gelişmeleri paylaşırım. Akşamına da Lise'den birbirini yıllardır görmeyen arkadaşlarımla buluştum. Ben hepsini ayrı ayrı görmüştüm.
O da keyifli geçti. Pazar da bir bütün günü pinekleyerek geçirdim.
Cuma, Kasım 26, 2010
GENE BİR ÜFF VE DE PÜFF
Çok mu nevtorikim?
Motorsiklet kazasında ölen dizi oyuncusuna çok üzüldüm yahu.
Perşembe, Kasım 04, 2010
ÇAKIL GARİP İNSAN

İtiraf vakti. Bazen şöyle şeyler düşünüyorum. Çölde bir miktar insanla kalsam. Suyumuz da çok az olsa. Az olan suyun bir kısmı benim sularımdan biri olsa ben ne yaparım? Valla düşündüğüm vakit suyumu paylaşma arzusunda olmuyorum. Ehh tabiiii başa gelirse elbette paylaşacağım ama gönlüm paylaşmak istemiyor. Çünkü birileri benim suyumdan içerse ben içemem. O zaman ben susuz kalırım diye tümevarıyorum.
Peki ben niye böyleyim? Annemin anlattığına göre 9 aylıktan itibaren altıma yapmayı kesmişim. Şimdi ben çocuk büyütmedim nasıl büyürler onu da bilmem ama bir bebek 9 aylıktan itibaren altına yapmıyorsa bir gariplik yok mudur yahu? Yani nasıl bir durumdur bu? Anneme nasıl olur dedim yanlışın var dedim. Yok dedi. Eeee peki napıyordun dediğimde tuvalete tutuyormuş beni. Böyle boksuz tertemiz bir bebekmişim. Bence bu suyumu kimseyle paylaşmama durumu taaa bebeklikte kendini göstermiş gibi geliyor bana. Kaldık ki kimi zaman kendi içtiğim pet şişeden iğrendiğim olmuştur. Sabahları diş fırçalarken tükürdüğüm şeyden ayrıca iğrenirim.
Böyle anlatınca kendimi düşününce benimle hayatı paylaşan zavallılara epey acıyorum. Salatayı ortadan yemeyi sevmediğim gibi bana ayrılmış salatanın temizliğiyle ilgili takıntılıyımdır da. Böyleyim filan ama kendimi de eğittiğimi bildirmek isterim. Dışarda yeme zorunluluğu iş hayatına başlayınca öğlen yemeği kavramını oluşturuyor. Eee hal böyle olunca da gidiliyor bazı yerlere. Gidilen yerler çok mu temiz oluyor? Elbette olmuyor. Tabağımda çıkan kılı kenara koyup yemeğe devam ettiğim çok olmuştur diyemeyeceğim ama 3-5 kere yapmışımdır bunu.
Gene de takıntılarım devam ediyor. Öğlen yemeğe çıktığımda kendimce gidilmeyecek yerlerim mevcut. Garsonun tırnakları iğrençti, orası yemek kokuyor, oraya güneş girmiyor, çok depresif bir yer gibi.
Özellikle koku takıntım gün geçtikçe tahammül edilmez oluyor. Allahım ileride kendi boklarımla oynamam inşallah.
HER AYRILIK YENİ BİR BAŞLANGIÇ
ÇOLUK ÇOCUK

Şimdiki çocuklarla kendi çocukluğunuzu karşılaştırıyor musunuz hiç?
İnternet, facebook, twitter, bloglar... Koskocaman bir dünya internet. Ödeviniz için bir şey mi lazım oldu? Bir konu da bilgi sahibi mi olmak istiyorsun? Aç google'ı bir kaç dakikada bütün bilgiler senin.
Sosyalliğinizin facebook arkadaş sayısıyla ölçüldüğü, ilkokul- lise - üniversite arkadaşlarınızla kopma fırsatınız olmayan yeni bir yaşam şekli. Her şeyden haberdar olacak yeni bir nesil. Peki, bu neslin bizi daha aydınlık bir geleceğe götürmesi gerekmez mi? Daha duyarlı olmaları?
Niyeyse teknoloji ve gelişmişlik arasında bizim ülkemiz açısından ters korelasyon var. Her bilgiye erişebiliyorlar, her şeyi bilme olanakları var diye. Daha akıllı daha duyarlı olmuyorlar ne yazık ki!
Çocuk sahibi olacağım günleri düşünüyorum. Nasıl eğitebileceğimi? Nelere yasak getireceğimi? Ne kadar sözümü dinletebileceğimi? İstiyorum ki! Çok duyarlı olsun, aklı beş karış havada olmasın. İnsanları özellikle hayvanları çok sevsin. Bir sürü şey istiyorum. Benden bir tane daha yaratmak istiyorum. Ne kadar fena bir istek değil mi? Hâlbuki onun bir karakteri olacak. Bakalım o karakter neleri sevecek?
İşte böyle düşün düşün çoktur işin.
Salı, Kasım 02, 2010
Salı, Ekim 26, 2010
DİN BU MU?
Kadınları öcü olarak görüp onların toplumda seslerini duyurmasına karşı çıkan yobazlara ve bu yobazlarla aynı kaptan yemek yiyen kadınlardan tiksinti duyuyorum.
Pazartesi, Ekim 25, 2010
BAYIK BEN
Cuma, Ekim 15, 2010
HASTA OLDUN YANDIN
Bahsetmek istediğim aslında çok farklı konular var niye yukarıda bu satırları yazdım bilmiyorum birden içimden geldi.
Birinci önemli sorunum sağlık sisteminin nasıl paralı hale gelmiş olması.
Güvenip gidecek doktor bulma sorunum. Yanaklarım da egzema gibi bir şeyler oldu ve kabardı hatur hutur kaşınıyorum. Doktor araştırmasına giriştim. Hepsi özel hastanedeler ya da özel muayaneleri var. Ve 250'de aşağı değiller. Şimdi bu para çok değil mi? Sistem tamamen parası olana iyi ve kaliteli hizmet anlayışında.
Bu tip bir mesleğim yok ama eğer olsaydı. İyi de bir doktor olsaydım bu kadar çok para almazdım bundan eminim.
Pazar, Ekim 10, 2010
SONUNDA GERÇEK KEÇE
Ama itiraf ediyorum epey zahmetli bir süreç. Yapak gibi keçe yünleri alınıyor. Tek tek yolunup sırayla bir şablonun üzerine diziliyor. Sonra sabunla suyla bu hale getiriliyor. Bu işlem benim 5 saatte yapabildiğim bir şey oldu. Çok yorucu sabır isteyen bir şey.
Ama rengiyle, görünüşüyle pek hoşuma gitti. Kendim yaptım diye demiyorum hoş oldu:) Sonunda keçe toplar yapmayı da öğrendim. O da bir mit olmaktan çıktı. Benim bu çalışmam Nako'nun yünleri ile yapılmadı. Onun ile yapılan çalışmalar pek güzel olmuyormuş çok sert olduğu için öğretmenin yurtdışından getirdiği yünler ile yaptım. 100 gramlık kırmızı yün 10 liraydı. Düşünün nasıl pahalı. Nako'nunkiler 2.5 liraymış. Ben de abime becerebileceğinden emin olmadan keçe yünü ısmarladım.
Perşembe, Ekim 07, 2010
KIŞ

1000 yılın en soğuk kışı olacakmış öyle diyorlar. İnanırım nasıl ki sıcaklar bizi mahvetti. Kış da gümbür gümbür geliyor. Bugün yataktan hiç çıkmak istemedim. Üşüdüğüm için değil sadece keyif yapıp yorgan altında biraz daha uyumak istedim. O yüzden cumartesini hevesle bekliyorum.
Bu arada pazar günü keçe workshop'una gideceğim. Kursuna katılamıyorum çünkü salı günleri hafta içi veriliyormuş.
Bu arada mandalina diye görsel aratınca bir sürü hatun resmi çıktı. Çok komik.
Pazartesi, Ekim 04, 2010
ÜFÜRÜK PÜFÜRÜK
Gene ağlak moda geri döndüm. Varolmaya katlanamama durumu söz konusu. Blog görüntüsüyle bu kadar uğraşan var mıdır bilmiyorum. Değiştirdiklerim zaten çok hoşuma gitmiş olmuyor da günü kurtarıyor. Bir dahaki gözüme kötü görünmesine kadar. Hazır şablonların hiçbiri hoşuma gitmiyor.
İstanbul'da dün deprem oldu. Evimden epeyce hisettim. Bayağı sesli sesli sallandık. Ev çok da sağlam değil belki de. Çatı katında olmam çatının tahta olması biraz beni kurtarıyor. Ama en çok strese sokan uykuda yakalanırsak. Yumuk'la Mumuk'u nasıl bulup da kendimizi kurtaracağımız?
Bireysel hiçbir hazırlığım yok. İkametgahım bile bu evde değil. Valiliğin mahalle gönüllüsü kursuna gitmek istiyorum geçen seneden beri. Bir adım atmış değilim. Öylece bekliyorum felaketi.
İşin ilginç yanı pazar sabah uyandığımda İstanbul'da deprem olmuş ben uyumaya devam etmişim saat 13.30'a kadar gibi bir rüya görmüş olduğumdu. Akşamına deprem olunca daha çok etkilendim. Ama kimse benim rüyada depremi görmüş olmama takılmadı. Belki ben abarttım.
Bugün ters tarafımdan kalkmışım. Her şey olumsuz görünüyor gözüme. Kavga edesim var herkese gıcık olasım var. Niye bilmem. Halbuki güzel bir hafta sonu geçirdim. Ayın biri kilisesi denen yere gidip dileklerde bulunduk. Hoş ayın ikisine denk geldi ama belki tutar diye gittik işte. Sonra tasarım haftası var diye eski Galata köprüsünün altına gittik. Hürriyet'in ana sayfa tasarım hazırlanması workshopuna katıldık. Belki hazırladığımız birinci seçilir diye umutlandık falan filan.
Şimdi bu depresif, karanlık hisler de nereden çıktı geldi.
Bir arkadaşım Macahel'e gitmiş çok da güzel bir video hazırlamış. Oraya gidip inzivaya çekilesim var.
Özgür olmak istiyorum. İşe gitmek gelmek zorunda olmak bana koyuyor. Sanki sadrazamın sol cenabıyım da böyle bir çalışmama arzusu. Ama sürekli para harcama isteği. Etkinlik peşinde koşturma zevki.
Off bilmiyorum felek artık bana da bir baksan diyorum.
Perşembe, Eylül 30, 2010
HAYALLERİM VE BEN
Bahçeli bir evim olsun eski tip. Tek katlı, ön bahçesi sokağa bakan, beyaz minik çitleri olan. Sokak nezih bir sokak olsun. Bir sürü arabanın parkettiği bir sokağı olmasın. Amerikan filmlerinde gördüğümüz tarz. Öyle ihtişamlı olanlardan değil.
İnternette arattım ama bulamadım mütavazı bir resim.
Sonra özgür olmak istediğim zaman istediğim işimi halletme hürriyetim olsun istiyorum. Bu da bir hayal evet. Hafta içi bazı şeyleri yapamıyor olmanın verdiği kısıt beni o kadar boğuyor ki! Belki de cumartesileri de çalışmak durumunda kalacağım bir işim olacak bu düşünce beni daha da boğuyor.
Cumartesileri tümden çalışmak yasak olsa keşke.
Ve emekliliğime daha 25 yıl var. Bir ev sahibi olmak ise hayalden öte bir rüya.
Ahh regl geldin gene içine ettin duygularımın.
Cuma, Eylül 24, 2010
ESKİ PORSELENLER

Ben eski porselenlere bayılıyorum. Ama hepsine değil böyle ince ve allı güllü olanlarına. Eski evsahibim annesinden kalma kap kacağı bana al senin olsun diye bıraktığında içinden çok şirin porselenler de çıkmıştı.
Geçen aylarda da eskiciden 3 tane tatlı tabağını 3 liraya almış evdeki takımım ile örnek olmalarına hayli sevinmiştim. Bugün de aynı eskiciden bir çorba kasesini 35 liraya aldım. Artık bilmiyorum ucuza mı pahalıya mı aldım. Aldığım porselen tipi ucuz olanlardan mı pahalı olanlardan mı? Altında Bavaria Germany yazıyor.Ne yazık ki bu işten anlamıyorum. Ama ilerinde kocaman bir salonum salonumun da kenarında eski tip bir vitrinim olsun istiyorum. Bütün ıvır zıvırımı çinkolarımı sergileyeyim. Ben bir de kullanmaya kıyamıyorum hiçbirini.
Pazartesi, Eylül 20, 2010
KAH ORADA KAH BURADA

Geçen hafta haftanın 5 günü rakı balık yaparak kendimce tarihe geçtim. Ancak 5. rakı balıkta balık yiyebildiğimi çünkü meze yemeyi reddettiğimi de belirtirim.
Bu arada son bitirdiğim kitap. Kemal Suman'dan " Kah orada Kah burada" adlı çok tatlı bir anı kitabıydı. Kemal Suman yıllarca rehberlik yapmış sonra yaşadıklarını bu kitapta toplamış. Dili çok akıcı son derece keyifli bir derleme. Tavsiye ediyorum. İçinde çok absürd hikayeleri barındıyor. Rehberlerin işlerinin ne kadar zor olduğunu bir kez daha hatırlattı.
KIŞ ÇABUK GEL
Hülya Avşar’a ve bazı CHP’lilere aklım ermiyor. Baykal zamanı daha çok oyumuz vardı demek nasıl bir inanışın sonucu hakikaten anlamak çok zor. Kemal Bey böylesi uğraşmasa nah yükselirdi oyunuz.
Hülya Avşar’a gelince, “Fatmagül’ün Suçu Ne” onların versiyonunda daha inandırıcıymış. Yahu sen o sahneleri çekerken zevk olmadıysan ben de damataşı olayım.
Bir de şu türk milleti kokuyor hadisesi. Gelen giden ünlüler twitter hesaplarında Türkler koyun gibi kokuyor diyince herkes ayaklandı. Koyundan beteriz yemin ederim. Pazartesi sabahı insan niye ter kokar. Abicim üstündeki kıyafeti 30 bin kere giymek ne demek? Ben dayanamıyorum. Toplu taşımla sehayat ettiğim için de çok pis batıyor durum bana. O yüzden kışı özledim. Şu yaz deflenip gitsin. Herkes kalın montlarını giysinde en azından is koksun. Tabii montu kokan insanlar da yok değil. Mont demek hiç yıkanmaması gereken bir şeymiş gibi davranmak bize has. Yemek ve sigara bileşimi iğrenç bir koku bahsettiğim.
Çarşamba, Eylül 08, 2010
YAZIK
Evet ben radikal islamcılar gibi radikalim ve AKP düşmanıyım. Sağduyum yok aklım yok ama kesinlikle gizli gündemi olduğuna eminim. Hiç öyle iyi niyetli biri olarak düşünmüyorum. İnançlı olduğunu da düşünmüyorum. Allah korkusu olan adam böyle yolsuzluklarla birilerinin başını ezerek yükselmezdi. Bence onda Tanrı kompleksi var. Yani herif kendini tanrı sanıyor. Yazık valla üzülüyorum kendisine.




